HABER MERKEZİ - Nereden bilebilirdik ki; tıpkı sakuralar gibi, Kürtlerin Japonya'da "fısıldaşarak konuşmak" zorunda kaldıklarını. Ülkeler arası "dostluğun" 8937 kilometre ötede bir avuç topluluğa karşı düşmanlığa dönüşebileceğini kaçımız tahmin edebilirdik ki; İrfan Aktan'ın "Karihomen Japonya'da Kürt Olmak" kitabını okumadan önce.
Doğu Asya'da bir ada ülkesi olan Japonya, Büyük Okyanus'un kuzeybatısında; Japon Denizi'nden Çin, Kuzey Kore, Güney Kore ve Rusya'nın doğusuna; kuzeyde Ohotsk Denizi'nden güneyde Doğu Çin Denizi ve Tayvan'a kadar uzanıyor. Başkenti ve en büyük şehri Tokyo'dur. 125 milyonluk nüfusa sahip bu ülkeyi, tüm dünya teknolojik yenilikler, kültürel zenginlikler ve tarihi derinliğiyle tanıyor. Özellikle robotik, otomotiv endüstrisi ve elektronik cihazlar konusunda dev markalara sahip olduğunu; çay seremonisi gibi geleneksel sanatlarını; judo, karate, kendo gibi dövüş sanatlarını, kimono gibi geleneksel kıyafetlerini; sushi, ramen, tempura gibi yemeklerini; Pokemon, Naruto, Dragon Ball gibi popüler anime serilerini; Fuji Dağı, sakuraları (kiraz çiçekleri) neredeyse bilmeyenimiz yoktur. Kulaktan dolma bilgilerle ülkenin yaşam standardının yüksek olduğunu ve güçlü bir eğitim sistemine sahip olduğunu da biliriz. Yine uzun bir tarihi geçmişe sahip bu ülkenin Samuray kültürüne, feodal sistemine, Japon imparatorluğu gibi tarihi unsurlarına çoğumuz kitaplardan olmasa bile filmlerden aşinayız.
Peki, Japonya sadece bunlardan mı ibaret. İnsani ilişkileri; kendilerinden olmayanlara karşı yaklaşımları, komşu ülkeler ile geçmişleri, kendi topraklarında yaşamak dayanılmaz bir eziyete dönüştüğü için "kendi cehennemlerinden" kaçanların soluğu aldığı bu ada ülkesinin sığınmacılara yaklaşımı nasıl? İşte Japonya'nın sadece dev ekonomiye sahip, teknolojinin öncüsü, "karınca gibi" çalışkan, disiplinli bir ülkeden ibaret olmadığını, İrfan Aktan'ın İletişim Yayınları'ndan çıkan "Karihomen Japonya'da Kürt Olmak" kitabından öğreniyoruz.
Zaman zaman Japonya'da yaşayan Kürtlere karşı ırkçı paylaşımları sanal medyada görmeyenimiz yoktur herhalde. Bunun lokal bir şey olduğunu, bu tür ırkçı yaklaşımların her ülkede olabileceğini düşünüp geçiştirmiş, belki de bir sonraki paylaşımda Sakura Festivali'nden eşsiz bucaksız bir tarladaki pembe beyaz çiçekleri odağına almış bir fotoğraf karesiyle kendimizden geçmiş olabiliriz. Ama 2019 yılında Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın Japonya’nın Tokyo Yabancı Araştırmalar Üniversitesi’nde başlatılan Kürtçe derslerinin son bulması için yaptığı baskı haberlere konu olunca, Newroz etkinlikleri ve dayanışma konserleri hedefe konulunca yıllardır orada bulunan Kürtlere yaklaşımın lokal değil, belki de iki ülke arasındaki "dostluğun" gereği olabileceği gerçeğini sorgulamamıza neden oldu.
'YÜZDE 0,072'LİK BİR TOPLULUK NASIL BİR TEHLİKE OLABİLİR?'
İrfan Aktan, 2021 yılından bu yana Japonya'da yaşayan 2 milyon 760 bin yabancı nüfusun toplam yüzde 0,072'sini oluşturan Kürtlerin yaşadıklarına yerinde tanıklık ederek, geniş bir perspektiften araştırmalar ve incelemeler yaparak ulaştığı bilgi-belge ve tanıklıkları anlattığı "Karihomen Japonya'da Kürt Olmak" kitabıyla, sanal medyada karşımıza çıkan yaklaşımların hiç de masum ve lokal olmadığını gözler önüne seriyor.
Aktan, 1990'lı yıllardan itibaren baskılar nedeniyle Semsûr (Adıyaman), Mereş (Maraş) ve Dîlok (Antep) üçgenindeki topraklarını terk etmek zorunda kalan ve bugün itibariyle sayıları yaklaşık 2000'i bulan çoğunluğu Mahkan aşiretine bağlı Kürtlerin Japonya'da karşılaştıkları zulme ve giderek dayanılmaz bir hal alan yaşam koşullarına ışık tutuyor. Bunu yaparken, her ne kadar orada yaşayan Kürtlere karşı ülkenin politikasını odağına alsa da, bunun neredeyse 300 yılı bulan, ülkenin "yabancılara" karşı yaklaşımının tarihsel arka planını da etraflıca irdeliyor.
'NE ZAMAN İNDİRİLECEĞİNİ BİLMEDİĞİN BİR ASKIDIR'
35 yıldır sadece bir Kürde mültecilik statüsünün verildiği Japonya'da iltica başvuruları sistematik bir şekilde reddedilen Kürtler, zaman içinde Karihomenli yani denetimli serbestliğe tabi tutulmuş. Karihomenli biri ne çalışma hakkını elde edebiliyor, ne doğru düzgün bir eğitim hakkına ve sağlığa erişebiliyor ne de bir banka hesabı açabiliyor. Cep telefonu hattı alması bile mümkün olmuyor. Yani devlet nezdinde "varlığı" yok sayılıyor. Aktan'ın görüştüğü Kürtlerden biri Karihomenli olmayı şu sözlerle ifade ediyor: "Filistin askısını biliyor musun; Karihomenlilik işte öyle bir işkence. Vücudunun bütün ağırlığını yere zar zor değen ayak parmaklarının üstünde taşıman gerekiyor. Ben buna 'Japon Askısı' diyorum. Karihomenlilik ne zaman indirileceğini bilmeden tutulduğun bir askıdır. Çoğumuz yıllardır Japon askısındayız. İltica başvurusu yapıyorsun reddediyorlar. 'Ülkeme dönersem hapse girerim' diyorsun, seni burada hapse atıyorlar. Yine ülkene dönmeyi reddedersen, kefalet ücreti ödüyorsun ve seni Karihomenli yapıp Saitama'ya hapsediyorlar."
BİR DE IRKÇILIK BOYUTU VAR
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, burada yaşayan Kürtler bir de ırkçılık gibi bir bela ile karşı karşıyalar. Aktan, yaptığı araştırmalar sonucunda Japonya'daki ırkçıların Türkiye'deki ırkçılarla etkileşim halinde olduğunu da tespit ediyor. Göçmenlere yönelik muameleye ırkçıların nefret söylemi de eklenince, Mahkan aşiretinden Hüseyin’in 2011’de, Mustafa’nın 2015’te, İbo K.’nin de 11 Ekim 2024’te intihar ettiğine değinen Aktan, “Şu açık ki, Kürtlere karşı yapılan her ırkçı sosyal medya paylaşımı, bedenlerinde ve ruhlarında fiziksel şiddetten çok daha ağır etkiler yaratıyor. Yani Kürtler her gün, muhtemelen izleri hiçbir zaman silinmeyecek düzeyde bir şiddet görüyor, ama Japon hükümeti bu ırkçı söylemin şiddetini ‘fiziksel olmadığı’ için ‘ifade özgürlüğü’ adı altında meşru gösterip, yüzünü başka yöne dönüyor. Oysa ırkçıların nefret söylemini ‘ifade özgürlüğü’ olarak görmek, onlara, Kürtlere işkence yapma özgürlüğü tanımaktan farksız…” diyor.
JAPONLAR KÜRTLERİ SEVİYOR MU?
Kürt müzisyen Serdar Canan ile Japonya'ya ayak basar basmaz bindiği minibüste 20'li yaşlarında genç bir Japon'un "Japonları seviyor musun?" sorusunun yanıtını İrfan Aktan; ülkenin tarihini, yabancılara yaklaşımını, buradaki sığınmacıların yaşadıklarını etraflıca araştırıp öğrendikten ve yoğun gözlemler yaptıktan sonra kitabın en sonuna saklıyor. 125 milyonluk Japonya'nın aktif ve pasif üyeleriyle birlikte yaklaşık 1.2 milyonluk kesimini oluşturan milliyetçi, ırkçı, yabancı düşmanı, göçmen karşıtı ve şiddet yanlısı grubu "Netto-uyo'cular"a rağmen peki "Japonlar Kürtleri seviyor mu?" sorusuna da kitabın en sonunda okur yanıt bulacak.
'SAKURALAR GİBİ FISILDAŞARAK KONUŞAN BİR TOPLULUK'
Nereden bilebilirdik ki; tıpkı sakuralar gibi, Kürtlerin de bu ülkede "fısıldaşarak konuşmak" zorunda kaldıklarını. Bu ülkede yaşamak zorunda kalan Kürtlerin anlattıkları ve kendilerine yaşatılanların arkasında Türkiye ve Japonya'nın Sultan Abdulhamid'ten günümüze tarihsel "dostluklarının" 8937 kilometre ötedeki bir ada ülkesinde sayıları ancak 2000'i bulan bir topluluğa karşı düşmanlığa dönüşebileceğini kaçımız tahmin edebilirdik ki; İrfan Aktan'ın "Karihomen Japonya'da Kürt Olmak" kitabını okumadan önce.
MA / Abdurrahman Gök