Türkiye Halep'teki saldırıların neresinde?

Paylaş:

RIHA - Halep’in Şêx Meqsûd, Eşrefiyê ve Benî Zêd mahallelerine Suriye Geçiş Hükümetine bağlı paramiliter grupların başlattığı saldırılar devam ediyor. Halep’teki saldırılar, Türkiye’nin Kürt politikasının Suriye sahasına yansıması olarak değerlendiriliyor. 

Halep’in Şêx Meqsûd, Eşrefiyê ve Benî Zêd mahallelerine Suriye Geçiş Hükümetine bağlı paramiliter grupların başlattığı saldırılar, 3'üncü gününde sürüyor. Saldırılar, Suriye Geçiş Hükümeti Dışişleri Bakanı El Şeybani’nin Paris’te İsrail ile yaptığı görüşmede anlaşmaya varılmasının açıklanmasıyla aynı güne denk geldi. Aynı gün Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Paris’te El Şeybani ile görüşmesi ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin QSD’ye yönelik açıklamaları, saldırıların eş zamanlı ve planlı bir arka plana sahip olabileceğine işaret ediyor.
 
Suriye Geçiş Hükümetine bağlı grupların 3 gündür ağır silahlarla mahallelere saldırması ve mahalleleri boşaltmaya dönük çağrıları, özel savaşın bir yansıması olarak görülüyor. Grupların, mahallelere fiilen girebilmek için sürekli güç takviyesi yaptığı belirtildi. Halep’teki İç Güvenlik Güçleri ise saldırılara karşı mahalleri ve halkı koruma temelinde direniş kararı aldı. QSD ve Özerk Yönetim de halka direniş çağrısı yaptı.
 
Direnişin moral gücü mahallelerdeki savunmayı güçlendirdi ve çatışmaların daha geniş bir alana yayılmasını önledi.
 
SALDIRILARIN ZAMANLAMASI
 
Saldırılar İsrail ile Şam arasında Paris’te imzalanan anlaşmanın açıklamasıyla eş zamanlı olarak başladı. Sahadaki kaynaklar saldırıların bu anlaşma dönemine denk getirilmesi bilinçli bir tercih olduğunu belirtiyor. Suriye’de, Sünni halk arasında İsrail karşıtlığı uzun yıllardır devam ediyor. Halep saldırılarının, İsrail’le yapılan anlaşmayı gündemden düşürmek ve sahadaki öfkeyi kontrol ederek diplomatik manevra alanını genişletmeyi hedeflediği de belirtiliyor.
 
ERDOĞAN HAMASI KÜRT KAZANIMLARI İÇİN TASFİYE ETTİ
 
Öte yandan sahadaki kaynaklar Paris’teki anlaşma ile Halep’teki saldırılar için onay alınmış olabileceği ihtimaline dikkat çekiyor. Türkiye’nin Şam ve İsrail'in yaptığı anlaşmaya karşı sessiz kalması, bu sessizliğin sahada geniş çaplı saldırılara izin verilmiş olabileceği izlenimi yaratıyor. Geçtiğimiz günlerde Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, QSD’ye yönelik açıklamasında, “Önümüzdeki dönemde ihtiyaç olursa gerekeni kimseye sormadan yaparız” diyerek tehdit etmişti. Ancak sahadaki gelişmeler, Türkiye'nin Suriye'de Kürt kazanımlarına karşı birçok şeyden taviz verdiğini gösteriyor. Trump öncülüğünde ABD’nin Hamas’a karşı bazı Müslüman ülkelerle düzenlediği toplantılara Erdoğan’ın da katıldığını, bu süreçte Hamas’ın yalnızlaştırıldığını ve Erdoğan’ın bu yalnızlaştırma sürecinde belirleyici bir rol üstlendiği belirtiliyor. Daha önce “Kuvayi Milliye” olarak nitelendirilen Hamas’a yönelik bu yaklaşımın, Ankara açısından Kuzey ve Doğu Suriye’de bazı tavizler elde etmek amacıyla yürütülen diplomatik süreçlerin bir parçası olabileceği ifade ediliyor. Halep saldırısının ise bu ikna ve diplomatik süreçlerin sahadaki yansıması olabileceği belirtiliyor.
 
TÜRKİYE 10 MART ANLAŞMASININ UYGULANMASINI İSTEMİYOR
 
Halep’teki son saldırıların ardından, süreç HTŞ ile QSD arasında doğrudan bir savaşa evrilebilir. Erdoğan ve çevresinin bu senaryoyu hedeflediği ifade ediliyor. Erdoğan’a göre Şam’da iktidarın İhvan (Müslüman Kardeşler) çizgisinde şekillenmesi gerekirken, El-Kaide bağlantılı yapıların tercih edilmesi kabul görmüyor. Öte yandan, ABD ve diğer batılı güçler Colani liderliğindeki HTŞ’yi daha uygun bir muhatap olarak görüyor. Bu çerçevede Erdoğan’ın stratejisinin, iki tarafı karşı karşıya getirerek hem Suriye’ye yönelik daha kapsamlı bir askeri müdahale için zemin oluşturmak hem de HTŞ’yi zayıflatıp Türkiye’ye yakın grupların Şam’da etkin olmasının önünü açmak olduğu ifade ediliyor. Bu yaklaşımın Ankara’nın başta ABD olmak üzere Batılı güçlerle doğrudan çatışma yaşamadan stratejik hedeflerini ilerletmeyi amaçladığı belirtiliyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, haftalar önce yaptığı bir açıklamada, “Bu anlaşmanın hiçbir gecikme olmadan ve hiçbir şekilde çarpıtılmadan uygulanmasını bekliyoruz” ifadelerini kullanmış, QSD’ye karşı yeni bir askeri harekat düzenlemek istemediklerini ancak “sabrın tükendiğini" vurgulayarak tehdit etmişti. Ancak sahadaki gelişmeler ve Ankara’nın denetimindeki grupların hareketi, 10 Mart Anlaşması’nın uygulanmasına yönelik görünürdeki ısrarın aksine, arka planda farklı planların yürütüldüğüne işaret ediyor.
 
Kendini Şam yönetiminin ortağı, hatta neredeyse sahibi olarak gören Türkiye, Suriye’de istikrar olduğunu iddia ediyor ve bu istikrarı bozan güç olarak Özerk Yönetim’i öne çıkarıyor. Bu yaklaşımı, saldırıların gerekçesi olarak sunmaya çalışıyor. Geçmişte Dürzi ve Alevilere yönelik katliamları yapanların ve bugün Kürtlere yönelik saldırılar gerçekleştirenlerin kendileri olmadığı izlenimini vermeye çalışıyor. 
 
ŞAM’IN DEĞİL ANKARA’NIN PLANI 
 
Saldırılarda Türkiye’ye bağlı gruplar aktif rol oynuyor. Kentte yaşananların Türkiye ile Kürt güçleri arasındaki çatışma ve gerilim halinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Savaşın sonuçları ne olursa olsun, bu durumun tarihsel olarak Türkiye ile Kürtler arasındaki bir çatışma olarak kayıtlara geçeceği ifade ediliyor. Türkiye’nin iddialarının aksine, savaş Şam’dan ziyade Ankara’nın Suriye üzerindeki egemenlik hedefleri doğrultusunda yürütülen operasyonların bir sonucu olduğu ifade ediliyor. 
 
MA / Erdoğan Altan