Hüseyin Deniz'in kızı : Doğruyu yazanlar ölür, yazdıkları yaşamaya devam eder

Paylaş:

RIHA - Gazeteci Hüseyin Deniz'in katledildiği yıl doğan kızı Zozan Deniz, "Doğruyu yazanlar ölür ama yazdıkları yaşamaya devam eder" dedi. 

Özgür Gündem gazetesi muhabiri ve yazarı Hüseyin Deniz'in Ceylanpınar'da katledilmesinin üzerinden 34 yıl geçti. Öğretmenlikten gazeteciliğe uzanan yaşamını Kürt dili, kültürü ve özgür basın mücadelesine adayan Deniz, her yıl düzenlenen anma etkinliklerinde özlemle anılıyor.  Aradan geçen uzun yıllara rağmen cinayetin tüm yönleriyle aydınlatılmaması ise cezasızlık tartışmalarını gündemde tutuyor.
 
Katledildiğinde henüz sekiz aylık olan kızı Zozan Deniz, babasını hiç tanıyamadığını, onu ailesinin anlattıkları ve geride bıraktığı eserler aracılığıyla tanıdığını söyledi. Deniz, babasının öğretmenlik yaptığı yıllarda 12 Eylül askeri darbesi sonrasında tutuklanarak Diyarbakır Cezaevi'nde yıllarca kaldığını, tahliyesinin ardından gazeteciliğe yöneldiğini anlattı. Özgür Gündem gazetesinde muhabir ve yazar olarak çalışan Hüseyin Deniz'in, Uluslararası basın kuruluşlarının temsilciliğinin yanında, aynı zamanda Serêkaniyê'de yayımlanan "Ceylanpınar'ın Sesi" adlı yerel gazeteyi çıkardığını ve Kürt dili ile folkloru üzerine iki kitap kaleme aldığını belirtti.
 
TANIMADAN ONUNLA BÜYÜDÜ
 
Babasının öldürülmesine ilişkin yürütülen soruşturmanın sonuçsuz bırakıldığını ifade eden Zozan Deniz, dosyanın yıllarca "faili meçhul" olarak bekletildiğini söyledi. İç hukuk yollarından sonuç alamamaları üzerine davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşıdıklarını hatırlatan Deniz, Türkiye'nin mahkûm edilmesine rağmen cinayetin faillerinin ortaya çıkarılmadığını belirtti. “Biz aslında faillerini de, cinayette gözcülük yapanları da biliyoruz. Hatta cinayette gözcülük yapanlardan biri okuduğum liseye öğretmen olarak atandı ve bir nevi ödüllendirildi. Bu 34 yıl boyunca hukuk mücadelesinden hiç vazgeçmedik" diyen Deniz, yıldönümü anmaları ve mezarlık ziyaretlerinde dahi güvenlik güçlerinin yoğun önlemleriyle karşılaştıklarını belirtti.
 
BABAYA MEKTUP
 
Her yıl babasına hitaben bir mektup yazmayı gelenek haline getiren Zozan Deniz, bu yılki mektubunda şu ifadeleri kullandı: "Doğruyu yazanlar ölür ama yazdıkları yaşamaya devam eder. Seni öldürdüler ama susturamadılar. Çünkü sen artık yalnızca benim babam değil; her doğru cümlede duyduğum vicdan, her haksızlık karşısında aklıma gelen cesaret oldun."
 
'HEDEF OLDUĞUNU BİLİYORDU'
 
Avrupa'da sürgünde yaşayan kardeşi Adile Deniz Sürer, Hüseyin Deniz'in yalnızca bir gazeteci olmadığını; aynı zamanda araştırmacı, yazar ve halkların barış içinde bir arada yaşaması için mücadele eden bir aydın olduğunu söyledi. 1990'lı yılların Kürt gazetecileri, siyasetçileri ve aydınları açısından sistematik saldırılarla anılan karanlık bir dönem olduğuna dikkat çeken Adile Deniz Sürer, "O yıllarda halkının kimliğine sahip çıkan birçok insan ya katledildi ya tutuklandı ya da sürgüne gitmek zorunda bırakıldı" dedi. Hüseyin Deniz'in hedefte olduğunun farkında olduğunu belirten Adile Deniz Sürer, buna rağmen ne gazetecilikten ne de savunduğu değerlerden vazgeçtiğini ifade etti.
 
Adile Deniz Sürer, "Katledilmesinden yalnızca bir hafta önce Özgür Gündem Gazetesi'nde yayımlanan 'Gerillalarla Anlaşma' başlıklı haberinin barış arayışı idi. Söz konusu haberde, eşit koşullara dayanan onurlu bir barışın yalnızca çatışmaların sona ermesi için değil, bölgede yaşayan tüm halkların ortak geleceği açısından da hayati önem taşıdığı vurgulanıyordu. Katledileceğini biliyordu. Hakkında tehditler vardı, hedef gösteriliyordu. Buna rağmen geri adım atmadı, ülkesini terk etmedi. İnandığı doğruları yazmaya ve savunmaya devam etti. Yaşasaydı bugün geride çok daha büyük eserler ve çok daha güçlü bir düşünsel miras bırakmış olacaktı" dedi.
 
'KALEMİ YAZMAYA DEVAM EDİYOR'
 
Ağabeyi Hüseyin gibi Mêrdîn'in Nisêbîn ilçesinde 1960 yılında dünyaya gelen, üç erkek kardeşin en küçüğü olan Hasan Hüseyin Deniz ise, Avrupa'ya göç etmeden önce Türkiye'de 8 yıl siyasi tutuklu olarak cezaevinde kaldı. Hüseyin Deniz'in katledilmesine giden süreci, yaşamını, gazetecilik faaliyetlerini ve demokrasi ile barış mücadelesini anlatan Deniz, "Hüseyin ve o dönem katledilen yoldaşları direniş kültürü içinde yaşatılarak birer direniş sembolü haline getirildiler. Hüseyin katledildi ama kalemi hâlâ binlerce meslektaşı ve yoldaşının elinde, onların bıraktığı yerden yazmaya devam ediyor. Hüseyin yaşamaya devam ederken, onu katleden karanlık zihniyet ise tarihin çöplüğünde yerini aldı" dedi.
 
Hüseyin Deniz cinayeti başta olmak üzere birçok faili meçhul cinayette kullanıldığı belirtilen silahla birlikte yakalanan Mehmet Şah Bakır'ın akıbetini de sorgulayan Deniz, "Mehmet Şah Bakır nerede ve ne oldu? Cumartesi Anneleri'nin yıllardır kucaklarından düşürmediği fotoğraflardaki evlatlardan hangisinin katili bulunup kamuoyuna açıklandı ve yargılandı?" diye sordu.
 
HÜSEYİN DENİZ KİMDİR?
 
1960 yılında Mêrdîn'in Nisêbîn ilçesinde doğan Hüseyin Deniz, Bolu Öğretmen Okulu'ndan mezun olduktan sonra Sêwereg ve Nisêbîn'de öğretmenlik yaptı. 12 Eylül askeri darbesi sonrasında tutuklanarak Diyarbakır Cezaevi'nde yıllarca kalan Deniz, tahliyesinin ardından gazeteciliğe başladı. Özgür Gündem gazetesinde muhabir ve yazar olarak görev yapan Deniz, yerel gazetecilik faaliyetlerinin yanı sıra Kürt dili ve folkloru üzerine araştırmalar yürüttü.
 
9 Ağustos 1992'de Ceylanpınar'da uğradığı silahlı saldırıda ağır yaralanan Deniz, ertesi gün 36 yaşında yaşamını yitirdi.
Deniz'in dayısı ve çalışma arkadaşı Musa Anter, yeğeninin öldürülmesinin ardından Özgür Gündem'de kaleme aldığı yazıda, "Sağ kaldığım müddetçe senin yerine de yazarım" sözleriyle ona veda etti.
 
Anter de bu yazıdan yalnızca 38 gün sonra Diyarbakır'da düzenlenen suikastta yaşamını yitirdi.
 
SİLAH BULUNDU AMA...
 
Cinayet iki yıl boyunca faili meçhul kaldı. 1994 yılında saldırıda kullanılan Makarov marka silah, Hizbullah mensubu Mehmet Şah Bakır'ın üzerinde ele geçirildi. Aynı silahın 12 ayrı cinayette kullanıldığı belirlendi.
 
Bakır hakkında verilen müebbet hapis cezası bozma kararının ardından yeniden yapılan yargılamada sanık 2004 yılında tahliye edildi. Tahliyesinden sonra kayıplara karışan Bakır hakkında "daimi arama" kararı verilmesine rağmen bugüne kadar yakalanamadı.
 
Aradan geçen 34 yıla rağmen Hüseyin Deniz dosyası, ailesi ve insan hakları savunucularının gözünde yalnızca bir gazeteci cinayeti değil; Türkiye'de cezasızlık politikalarının en çarpıcı örneklerinden biri olarak görüldü.
 
Ailesi ise her 9 Ağustos'ta aynı talebi yineliyor : Hakikatin ortaya çıkarılması, faillerin yargı önüne çıkarılması ve adaletin sağlanması.